Köşe Yazıları

Yeni Yıla Girerken: İzmir’de Suya Erişimi Yeniden Düşünmek

Yeni yıla girerken umutlu olmak istiyoruz. Ancak umut, yaşadığımız gerçekliği yok saydığımızda değil; onunla yüzleştiğimizde anlamlı oluyor. İzmir’de son aylarda yaşanan su kesintileri, bu yüzleşmeyi erteleyemeyeceğimizi açıkça gösteriyor. Son bir yıl içinde kentin birçok ilçesinde, planlı ya da plansız, saatler süren su kesintileri yaşandı. Bazı mahallelerde kesintiler haftada birkaç günü bulurken, özellikle yaz ve sonbahar aylarında bu süreler artış gösterdi. Bu durum yalnızca geçici bir rahatsızlık değil; binlerce hanenin gündelik yaşamını doğrudan etkileyen yapısal bir sorun hâline geldi.

Ancak bu etkilenme herkese eşit dağılmıyor…

Sosyal hizmet alanında çalışan biri olarak sahada gördüğüm tablo şu: Su kesintileri, kâğıt üzerinde “herkesi” ilgilendiriyor gibi görünse de pratikte en çok yaşlıları, özel gereksinimli bireyleri, kronik hastaları, çocuklu ve düşük gelirli aileleri vuruyor. Örneğin bir apartmanda yaşayan sağlıklı bir yetişkin için birkaç saatlik kesintisi idare edilebilirken, yatağa bağımlı bir yaşlı için bu süre ciddi bir bakım krizine dönüşebiliyor. Benzer şekilde evde özel gereksinimli birey bulunan ailelerde su, yalnızca temizlik için değil; bakımın sürdürülebilmesi için zorunlu bir araç. Tuvalet ihtiyacından kişisel hijyene kadar her aşamada suya erişimin kesilmesi, bakım verenlerin yükünü katlıyor. Bu yükün büyük kısmı ise hâlâ kadınların omuzlarında…

Yeni yıl yazılarında genellikle “daha güzel bir kent” temennisi yer alır. Oysa bugün sormamız gereken soru şu: Bu kent, kırılgan olanlar için ne kadar yaşanabilir? Temel hizmetlerde yaşanan her aksaklık, sosyal adaleti doğrudan etkiler. Su kesintileri yalnızca altyapı planlamasının değil; sosyal politika üretiminin de konusudur. Yerel yönetimlerin, kesintilerin süresi ve sıklığı kadar, bu kesintilerden kimlerin nasıl etkilendiğini de hesaba katması gerekir.

Yeni yıl, bu anlamda bir başlangıç olabilir. Kırılgan gruplar için önceden belirlenmiş destek mekanizmaları, mahalle bazlı bilgilendirme sistemleri, sosyal hizmet birimleriyle koordineli kriz planları hayal değil. Bunlar, kent yönetiminin tercihleriyle mümkündür.

Umut, sorunları yok saymak değildir. Umut; sayılarla, sahadaki gerçeklikle ve eşitsizlikleri kabul ederek kurulduğunda anlam kazanır.

Yeni yıla girerken dileğimiz basit ama gerçekçidir:

Temel ihtiyaçların, kimsenin sosyal konumuna göre değişmediği bir kent… İşte umut, tam olarak burada başlayacaktır.

Sedef Ünver
Sedef ÜnverBirlikte Düşünelim

Yazarın diğer yazıları

Tümü ›

Yorum yazın

Yorumunuzu göndermek için oturum açmanız gerekir. Yazdığınız metin kaybolmaz; giriş yapınca yorum kutusunda sizi bekler.

Oturum aç ve gönder Üye ol
Yukarı Çık